29 Mayıs 2011 Pazar

ESKİ İSTANBUL NOSTALJİSİ

Modern çağın en büyük handikaplarından biri, insanları kendi tarih ve kültürüne bağlayan damarları birer birer koparması, fertleri kişiliksiz, sıradan ve tek tip kitleler haline getirmesidir. Cami, medrese, külliye, mescit, han, hamam, çeşme, köprü, idari bina şeklinde Osmanlı'dan kalma pek çok tesis, Cumhuriyet (özellikle de İnönü) döneminin tarihimizi dışlayan katı tutumu sebebiyle bilerek ya da ihmal sonucu yıkılmış, çökmüş, yanmış ve yok olmuştur. Depo haline getirilen mescitler, ahır olarak kullanılan külliyeler, mesken haline getirilen medreseler ve sadece Eminönü ilçesinde yıkılan 40'a yakın küçük cami, yeni neslin tarih bilincinde önemli yaralar oluşturmuş hazin olaylardır.


OSMANLI DÖNEMİ'NDE İSTANBUL


Son dönemlerinde bile 2 milyon kilometrekarenin üstünde bir toprağa hükmeden Osmanlı payitahtının kalbi şüphesiz İstanbul'da atmaktaydı. İmparatorluğun her yanındaki fikir, sanat ve kültür elçilerinin gözü, kulağı ve bir ayağı İstanbul'da olur, feyzlerini bu mukaddes şehrin mensuplarından alırlardı. Ülkenin hem yönetim, şeriat ve tarikat, hem de ticaret merkezi olan İstanbul'a her aklına esen dengini toplayıp göç edemez; izin alıp göç edebilense dili, yaşayışı ve insan ilişkileriyle kendine has bir özellik oluşturan İstanbul kültürüne uyum sağlamak zorunda kalırdı. Peygamberimizin "rızkın onda dokuzu ticaretedir" sözüne rağmen ticaretle uğraşmak nedense ikinci sınıf bir iş olarak görülür; İstanbul'un, dolayısıyla tüm ülkenin ticaret ve ekonomi hayatı neredeyse tamamen azınlıkların eliyle işletilirdi. Kendi hukukunu uygulama, dini hayatını yaşama ve giyiminde tümüyle serbest olan azınlıklar, nazif bir Osmanlı inceliğini üstlerinde taşır, nezaket kurallarına uyar, yaşadıkları topluma ters hareketten kaçınırdı.
Tüm bu kültür renkliliği içinde sanat, kültür ve dini hayatın temelini oluşturan tesisler İstanbul kadar imparatorluğun her yanına da ulaştırılmaya çalışılırdı. Zaten Osmanlı'yı yönettiği ülkelerde güçlü ve halkı yöneticilerden memnun bir topluluk kılan özellik de (adaletin yanısıra) her yörede kurulan bu tesislerle insan yaşamını kolaylaştırma çabasıydı.


CUMHURİYET DÖNEMİ'NDE İSTANBUL


İstanbul, Cumhuriyet döneminde başkent olma konumunu Ankara'ya kaptırmış olsa bile, tarih, kültür ve sanat merkezi olma özelliğini yine de korumaktaydı. Başlangıçta Ankara'ya muhalif fikrin başını çeken İstanbul entelektüeli, devrimlerin zaman içinde zorla (hatta kanla) kabul ettirilme sürecinde giderek kabuğuna çekilmiş, muhalefetini kendi içine gömer hale gelmiştir. Aydınların bu küskünlüğüne Ankara'daki siyasi çıkar kavgaları da eklenince ülkenin kültür-sanat hayatı neredeyse tamamen çökmüş, Osmanlı geleneğini devam ettirecek yeni tesislerin yapımı bir yana, olanlar bile fonksiyonsuz hale getirilmiştir. Başta hukuk olmak üzere her şeyi batıdan alma kolaycılığı ve alternatif görüşlerin kuvvet yoluyla bastırılması ise, ülkenin fikir hayatında önemli yaralar açmıştır. İki ana özelliği böylece kaybeden İstanbul'a kala kala ticaretin motoru olma görevi kalmış, bu fonksiyonu her dönemde başarı ile devam ettirmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder