21 Mart 2012 Çarşamba

Aynalı Kavak Yazlık Köşkü

Aynalı Kavak Yazlık Köşkü 18 inci yüzyılda yapılmış ve daha sonra çeşitli sultanlar tarafından restore ettirilmiştir. 1718′de takılan, bir kısmı Venediklilerden hediye aynaları nedeniyle bu ismi aldığı sanılmaktadır. Haliç üzerindeki saray, geleneksel Türk mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. (Pazartesi ve Perşembe hariç her gün açıktır.)

Haliç kıyısında bulunan, günümüzde Aynalı Kavak Kasrı adıyla tanınan yapı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde “Aynalı Kavak Sarayı” ya da “Tersane Sarayı” olarak bilinen yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek örnektir. İstanbul’u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılmaktadır. Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen ve bu büyük bağ ve koruya; İstanbul’un Fethi’nden sonra, Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak padişahlar da ilgi göstermiş ve Osmanlı İmparatorluk Tersanesi’nin Kasımpaşa’da kurulup gelişmeye başlamasıyla birlikte yöreye “Tersane Has Bahçesi” adı verilmiştir

Çinili Köşk


Çinili Köşk Müzesi koleksiyonlarında 11.- 20.yüzyıl başlarına tarihlenen Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 2000 civarında eser bulunmaktadır. Müze’nin koleksiyonlarını 1981 yılında konum olarak yakınlığı nedeniyle İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’ne bağlandığında mevcut olan eserler ile arkeolojik kazılarda bulunan, satın alma, bağış ve müsadere yoluyla giren eserler oluşturmaktadır. Bu koleksiyonlardan seçilen çini ve seramikler; girişin solundaki odada Selçuklu Dönemi, sol taraftaki dışa açılan eyvanda Slip teknikli ve Milet işi, orta salon ile birlikte beş köşeli çıkıntılı odada İznik yapımı, Gülhane Parkı’na bakan sağ köşe odada Kütahya yapımı ve dışa açılan sağ eyvanda ise Çanakkale yapımı eserler olmak üzere girişin solundan başlayarak devam eden bir yerleşim düzeni içinde sergilenmektedir.

15 Mart 2012 Perşembe

Beyazıt Hamamı

Beyazıt’ta Ordu Caddesi üzerinde bulunan, Beyazıt Hamamı; Yavuz Sultan Selim’in annesi Hürrem Sultan tarafından, Edirne’de inşa edilen mescide gelir sağlamak için 15 yy.da yaptırılmıştır. Patrona Halil Hamamı olarak da bilinen mekan; bu adı, bir dönem hamamda tellaklık yapan bir isyancıdan almıştır.Yapı çifte hamam olup; kadınlar kısmının kapısı Kimyager Derviş Paşa Sokağına, erkekler kısmının kapısı da Ordu Caddesi’ne açılır.

Erkekler kısmına üzeri kubbeyle örtülü camekandan girilir. Buradan ılıklığa geçerken üzerleri küçük kubbelerle örtülmüş dört tuvalet ve bir temizlik odası göze çarpar. Ilıklığın sağ ve sol tarafında kubbeli ve içinde tahminen üçer kurna bulunan sofalar vardır. Hamam hararesinin dört köşesinde kubbeli halvetlerin yanı sıra, hararenin ortasında günümüze ulaşamamış bir de göbek taşı bulunmaktadır.

Hamam’ın Kadınlar kısmı da erkekler kısmıyla benzer yapıda olup; hamamın su ihtiyacını karşılayan kuyu, kadınlar kısmı tarafında ve İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nin arkasında bulunur.
1930’lu yıllarda kapatılan hamam; bir süre depo olarak kullanılmış, Bu esnada büyük hasar görmüş ve uzun yıllar bu şekilde kalmıştır. Günümüzde İstanbul Üniversitesi’ne ait olan mekan, tarihi dokuya uygun ve estetik kaygılarla restore edilmeye çalışılmaktadır.

İSTANBUL POSTERLERİ





8 Mart 2012 Perşembe

TÜRKİYE TANITIMLARI

Pierre Loti

Eyüp Sultan Camii’nin yanındaki mezarlıkların arasından upuzun merdivenleri tırmanmaya başlarken, bir yandan Haliç’i seyrediyor, bir yandan da ortamın yaydığı mistik huzuru soluyorsunuz. Yolun sonunda karşınıza tarihi Pierre Loti Kahvesi çıkıyor. Birkaç yüz yıllık geçmişe sahip kahve eşsiz manzarasıyla sizi alıp eski zamanlara, Cenevizlilere, Osmanlılara götürüyor.. 19. yüzyılın sonlarına kadar Rabia Kadın Kahvehanesi olarak bilinen, Fransız yazar Pierre Loti kahveyi mekan tutmaya başladıktan sonra Pierre Loti Kahvesi olarak anılan kahve, yıllardır aşıkların, kendisiyle buluşmak ve şehirden kaçarak spritüel bir huzur solumak isteyenlerin durağı. Pierre Loti, 1850-1923 yılları arasında yaşamış ünlü Fransız yazar ve oryantalist. Deniz subayı olan Loti, Türkiye’ye ilk kez 1876 yılında gelmiş ve bir yıl kalmış. Eyüp sırtlarındaki tarihi kahveyi de o yıllarda keşfetmiş. Haliç’in büyüsü mü bilinmez ama, Pierre Loti’yi oraya çeken bir diğer unsur da Aziyade ismindeki evli bir Osmanlı hanımıymış.

Fransa’da evli olduğu söylenen Pierre Loti ile Aziyade arasında büyük bir aşk olduğu yıllarca efsane gibi dilden dile aktarılmış. Pierre Loti aynı isimli romanında Aziyade’ye olan aşkını gizlememiş. İşte o gün bugündür kahvenin adı Pierre Loti olarak anılmış. Kahvenin bulunduğu tepeye de Loti’nin anısı Pierre Loti Tepesi adı verilmiş.. Bu tarihi kahvenin hemen bitişiğindeki eski merdivenlerden çıkınca sağ tarafta, istanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 1997 yılında Pierre Loti Tepesi’ndeki yapıları istimlak ederek bölgeyi turizme kazandırmak amacıyla başlattığı projenin ürünleri karşımıza çıkıyor; metruk evlerin yerine Osmanlı-Türk mimarisine uygun yapılan ahşap konaklar. Mevcut yapıları muhafaza edilen turistik kompleksin yapımı 2000 yılında tamamlandı. Otel olarak hizmet veren altı konağa, Pierre Loti’ye yakın semtlerin isimleri verilmiş; Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp, Balat, Hasköy ve Fener konakları. Turquhause Butik Otel olarak turizme açılan konaklar 68 odalı ve130 yatak kapasitesine sahip. Tarihi konaklarda bir gece konaklamanın bedeli 60-100 dolar arasında değişiyor.İç mekanlar tesislerin içinde bulunduğu tarihi atmosfere uygun objelerle dekore edilmiş. Restoran ve kafenin tavanları kalemkarlar ve nakkaşlar tarafından özenle süslenmiş.

Pierre Loti Tesisin bulunduğu bahçe zevkli bir peyzaj çalışmasıyla ziyaretçilerin rahatça gezebilecekleri bir alana dönüştürülmüş. Pierre Loti’de konakların yanı sıra tarihi eserlerde restore edilmiş. Örneğin, 250 yıl önce idris-i Bitlisi tarafından yaptırılan Sıbyan Mektebinin restorasyonu tarihi mimari’nin korunmasına katkı açısından önemli. Bahçedeki Niyet Kuyusu’na iki rekat namaz kılıp, niyet duasını okuduktan sonra gelenler kuyunun içine baktıklarında kaybettikleri değerli bir şeyin nerede olduğunu gördüklerine inananlar, bu umutla hâlâ kuyunun içini gözleyenler var. Tesisin girişinde Attan Düşen Ali Paşa’nın kabri de bulunuyor. Rivayete göre, rahmetli Paşa’nın padişahla arası açılmış, görevinden azledilmiş. Bir süre sonra padişah tarafından iade-i itibara mazhar olmuş ancak bu kez attan düşüp vefat etmiş. Pierre Loti Turistik Tesisleri’ne gelenler Halic’in muhteşem siluetini izlemenin yanı sıra Miniatürk’ü yukarıdan görme şansına da sahipler.

Mısır Apartmanı

Mısır Apartmanı, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan tarihî bir apartmandır. Galatasaray semtinde, İstiklal Caddesi ile Acara Sokağı’nın kesiştiği noktada yer alır ve 303-305 kapı numarasına sahiptir. İstanbul’un en büyük kiliselerinden Sent Antuan Katolik Kilisesi’yle komşudur. 1910 yılında, yıkılan Trocadero Tiyatrosu’nun yerine, Mısırlı Abbas Halim Paşa tarafından kışlık konak olarak yaptırılmıştır.

Mısır Apartmanı, İstanbul’un ilk betonarme yapılarındandır. Abbas Halim Paşa tarafından Ermeni asıllı mimar Hovsep Aznavuryan’a yaptırılmıştır. Art nouveau tarzındaki yapının inşasına 1905 yılında başlandı.İnşaat malzemelerinin büyük bir bölümü Fransa’dan getirildi. Yaklaşık 4,5 yıl süren inşaat çalışmalarının ardından yapı, 1910 yılında tamamlanarak Paşa’ya teslim edildi. Orijinal planda bina, zeminde dükkânlar olmak üzere toplam 6 kattan oluşuyordu. En üst katın bir bölümü çamaşırhane, kalan kısmı teras olarak kullanılıyordu.

İstiklal Caddesi (eski adıyla Cadde-i Kebir), Acara Sokağı ve Akarsu Sokağı olmak üzere üç cepheden yola bakan yapının giriş kapısı ve ön cephesi İstiklal Caddesi’ndedir. Ön cephede gösterişli balkonlar loca boşlukları ve ilk katta geniş pencereleriyle dikkat çekmektedir. Dış cephenin en karakteristik özelliği ise yalın süslemelerle bezenmiş kesme taştan yapılma duvarlar ve cephe heykelleridir. Konağın Sahibi Abbas Halim Paşa tarafından kişisel konut olarak yaptırılmışsa da, Paşa’nın ölümünün ardından yapı, varisleri tarafından katlara ayrılmak suretiyle apartmana dönüştürülmüş ve 1940 yılında dönemin ünlü işadamlarından Hayri İpar’a satılmıştır. İpar ailesinin mülkiyetinde yapıda birtakım değişiklikler yapılmıştır. Mevcut binaya 2 kat daha eklenmiş, ve 9′uncu katın da ruhsatı alınmıştır. Ancak 9′uncu katın yapımı hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.Apartmana sonradan bir asansör de eklenmiştir. Asansör zemin katla 6′ncı kat arasında çalışmakta olup, 7 ve 8′inci katlara merdivenle ulaşım sağlanmaktadır.




Apartman’ın ikinci sahibi Hayri İpar’ın İstanbul’dan ayrılıp Brezilya’ya yerleşmesiyle birlikte, yapı büyük ölçüde boşalmış oldu. Bakımsız kalan binanın %70′i, 2000 yılında Koray İnşaat adlı firma tarafından satın alındı. Bunun ardından apartmanda genel bir onarım başlatıldı ve 5 yıl içinde yapı tümüyle restore edildi. Depreme dayanıklılık testlerinin olumlu olduğu açıklandı.

100 yılı aşkın süredir ayakta olan apartmanın dairelerinde pek çok önemli kişinin yaşadığı bilinmektedir. Türk şair Mehmet Âkif Ersoy, görevi gereği 10 yıl kaldığı Mısır’dan 16 Haziran 1936 tarihinde Türkiye’ye döndüğünde bu apartmanda bir daireye yerleşti ve ölümüne değin burada yaşadı. Bir diğer Türk şair Mithat Cemal Kuntay da bu apartmanda yaşadı ve öldü. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün dişçisi Musevi asıllı Sami Günzberg’in muayenehanesi de Mısır Apartmanı’nda bulunuyordu. Diş muayeneleri için Atatürk’ün binaya ziyaretlerde bulunduğu bilinmektedir. Apartmanda ayrıca Cumhuriyet’in ilk yıllarında önemli moda ve dikimevleri da vardı. Günümüzde apartmanın çeşitli katlarında restoran, tiyatro, sanat galerileri, lokaller ve çalışma ofisleri bulunuyor. Galerist’e ait sanat galerinden birisi de bu binada bulunmaktadır.

7 Mart 2012 Çarşamba

Unkapanı Atatürk Köprüsü

1836 yılında Yahudi Köprüsü adında ahşap bir köprü, bugünkü Unkapanı Atatürk Köprüsü’nün yerine inşa edildi. II. Mahmut tarafından yaptırılan köprünün; yaptırılma amacı, halkı sandal ve kayık parasından kurtarmaktır. Köprü, bu sebeple Hayrat Köprüsü de olarak da bilinirdi. Köprü’nün adı 1935 senesinde Atatürk Köprüsü olarak değiştirilir.

Şeyh Süleyman Camii



Cami Zeyrek Mahallesi, Zeyrek Caddesi üzerindir. Eski Bizans eserinden çevrilen mescidin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Vakfeden Şeyh Süleyman, Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin Padişahlık devri Şeyhlerindendir. Zeyniye Tarikatından olup, Mescidin civarında medfundur. Mescid, XVIII. Yüzyıl cibali yangınında yanmış, Ayşe Sultan kethüdası Kazgani Hasan Ağa’nın gayretiyle zamanın patişahı Sultan III. Mustafa Han tarafından tamir ile minberde koydurularak ihya edilmiştir.Kütüphaneye ne zaman çevrildiği bilinmemektedir. 1930-1970 yılları arasında mescid olarak kullanılmış, 1975 yılında Fatih Müfgtülüğünce minber konularak Cuma kılınmaya başlanmıştır.


MİMARİ YAPISI :1950 yılında Vakıflar İdaresince çatı kiremitleri aktarılırken kiremit altında küpler olduğu görülmüş, aslına dokunulmadan küplerin üzeri toprakla tesviye edilerek kiremitleri yenilenmiştir. Cami, tuğla ve horasanla yapılmış sekiz köşeli ve tek kubbelidir. Minaresi yoktur. Caminin arka tarafında takriben 80 m2’ye yakın küçük bir avlusu olup bu avludan tek kapıyla camiye girilmektedir.Yakınındaki mezarlık bakımsız ve harabe halindedir.Halin Kullanılan bir kuyusu,tuvalet ve abdest muslukları bulunmaktadır. Meşrutası yoktur. Caminin yakınında bulunan ve H.1295 tarihinde yapılan Haliliye medresesi, 1945-50 yıllarında Vakıflar Bölge Müdürlüğünce yapılan sözleşmeyle Çırçır spor kulubu’ne tahsis edilmiş ancak şu an içerisinde oyun oynanan bir kahvehane halindedir. Ayrıca camiyle karşı karşıya bulunan tarihi çırçır çeşmesi bakımsız durumdadır.

Panagia Elpida kilisesi

Kumkapı’da Müsteşar, Gerdanlık ve Samsa sokaklarının çevrelediği adanın ortasında Rum Ortodoks kilisesidir. Orijinali XV. yüzyıla ait olan Elpis ton Apelpismenon kilisesine ait olduğu onun temelleri üzerine inşa edildiği iddia edilirse de bu kesinleşmemiştir. 1645 ve 1660′da iki kere üst üste yangın geçiren kilise 1680′de yeniden inşa edilir.

Büyük çevre duvarlarının gerisinde yer alan doğu-batı doğrultusunda kapalı Yunan haçı plânlı bir yapıdır. Orta mekanın üstü kubbe yan mekanlar ise tonozla örtülüdür. Apsisin iki yanında diakonikon ve prothesis hücreleri yer alır,bunların apsisleri ile beraber dışarıya yarım yuvarlak üç apsis çıkıntısı vardır. Üç köşesinde de çan kuleleri vardır. Bema kısmına üç basamakla çıkılır. Narteksin üzerinde ise bir galeri bulunur. Naosun kuzeyinde kubbeyi taşıyan ikinci sütuna mermer bir ambon oturtulmuştur. Onun önündeki despot kolmtuğu ise oyma ve kabartma tekniğinde yapılmış bitki motifleri ile süslüdür.

Eski kayıtlara göre 18 Mart 1576′da Patrikin idare ettiği bir ayine katılan İlahiyatçı Stephan Gerlach’ın tuttuğu günlükte bu kilisedeki ikonalardan söz edilmektedir. Bugün bu ikonaların ne olduğu bilinmemektedir. İkonlar tarih ile birlikte kaybolmuştur.

Şerifler Yalısı

Emirgan da sahil yolu üzerinde bulunan Şerifler Yalısı, Boğaziçin de 18. yüzyılda gelişen sivil mimarlığın temsilcisi olarak bugün hala ayakta kalmış ender yalılardan biridir. Aynı zamanda Rumeli yakasının en eski ve iç süslemeleri bakımından en dikkate değer yalısı olarak da bilinir. 1782 yılında yapıldığı tahmin edilen yapıdan bugüne yanlızca selamlık divanhane kalmıştır. Osmanlı Barok döneminin özelliklerini yansıtan ahşap yapı, 1850-1860 arasında tamamen değişikliğe uğramıştır. Bugünkü selamlığa 1900 lü yıllarda bir asma galeri ile bağlanmış bulunan 900 metrekare genişliğindeki 3 katlı büyük harem dairesi de 1940 larda sahil yolunun genişletilmesi sırasında yıkılmıştır.

Emirgan Şerifler Yalısı Tarihçesi; 1778 yılında I.Abdülhamitin emri üzerine Emirgan Mahallesi kurulur, arazinin bir kısmı vakfedildikten sonra, diğer kısmı da parsellenerek halka dağıtılır ve ilk yalılar yapılmaya başlanır. Yerleşmeyi özendirmek için I.Abdülhamit burada karısı Hümaşah Kadın ve oğlu Mehmet anısına bir cami, bir meydan çeşmesi, bir hamam ve dükkanlar yaptırır.

Bugün Şerifler Yalısı olarak bildiğimiz yapının ilk temeli de o dönemde atırlır. Yalının yapım tarihi ve ilk sahibi kesin olarak saptanamamakla birlikte, dönemin Bostancıbaşı Defterlerindeki kayıtlara bakıldığında, yalının 1791-1810 yılları arasında Hazine-i Hümayun Başyazıcı Fevzi Beyzade Mehmet Beye ait olduğu anlaşılıyor ve yine bu kişi tarafından yaptırılmış olduğu tahmin ediliyor. Sedat Hakkı Eldem, 1781de yapılan Emirgan Camisinin hemen yanında bulunan yalının da aynı yıllarda, olasılıkla 1782-1785 yılları dolaylarında inşa edilmiş olabileceğini belirtiyor. 1810 yılına kadar Fevzi Beyzade Mehmet Beye ait olan yalı, 1850-1860 senelerinde tamemen değiştirilmiş veya yeniden inşa edilmiş.

19. yüzyılda, bir dönem Osmanlı meclisinde Hicaz temsilcisi olan Mekke Şerifi Abdiilah Paşa (1845-1908) tarafından satın alınan yalı, bu nedenle de “Şerifler Yalısı” olarak tanınıyor.

Abdiilah Paşa ölünce yalı varislerine kaldı; kızı ve torunları yapıyı Sait Çiftçi ailesine sattı. Onun ölümünden sonra Şerifler Yalısı bir süre kendi kaderine terk edildi. 1971 yılında T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı tarfından Sait Çiftçi varislerinden satın alınarak Türk İslam Eserleri Müzesine bağlandı. 1980lere kadar mimarlar Mustafa Ayaşlıoğlu Mualla Anhegger ve Hüsrev Tayla tarafından onarıldı. Türk İslam Eserleri Müzesi ile Divan Edebiyatı müzesinden sağlanan eşyalarla döşendi ve müze haline getirildi. 2001 yılında eserler soyulma tehlikesine karşı Topkapu Sarayına ve Türk-İslam Eserleri Müzesine taşındı, üç padişah elbisesi, sedef işlemeli kavuklar, halı ve kilimler, tarihi cam ve porselenler koruma altına alındı. Ancak Aralık 2003te yalıya giren hırsızlar, tarihi yalının çeşmeleri, ayaklı yalağı ve çeşme aynası gibi demirbaşlarını yerlerinden sökerek götürüldü.

2006 yılında ise Şerifler Yalısı, Kültür ve Turizm bakanlığı tarafından Tarihi Kentler Birliği ile ÇEKÜL Vakfının ortak kullanımına verilmiştir. Yalının Bendegan bölümü ve bahçesi yapının kimliğine uygun biçimde özenle düzenlenereki, Tarihi Kentler Birliğinin merkezi olarak hizmet vermektedir.

5 Mart 2012 Pazartesi

Soğukçeşme Sokağı

Soğukçeşme Sokağı İstanbul’un Sultanahmet semtinde yer alan, üzerinde tarihsel evlerin bulunduğu küçük bir sokaktır. Ayasofya Müzesi ve Topkapı Sarayı arasında yer alan bu sokak trafiğe kapalıdır. Soğukçeşme Sokağı adını yine bu sokakta bulunan, III. Selim dönemine ait 1800 tarihli mermer bir Türk çeşmesinden almıştır.

Eminönü’nde, Ayasofya Cami ile Topkapı Sarayı arasındaki sur-ı Sultani’ye yaslanmış olan 12 evle, 1 Roma sarnıcının yer aldığı bir sokaktır.

Soğukçeşme Sokağı erken dönem bir Bizans su sarnıcı ile yakın zamanlarda ortaya çıkarılan, biri zemine daha yakın, diğeri daha aşağı katta iki sarnıç, sur duvarı, Ayasofya’nın cami olarak kullanıldığı dönemden kalma Osmanlı yapısı iki anıtsal kapı, sokağa adını veren tarihi çeşme, konak hamamı, Naziki tekkesi Şeyhinin konağı, cumbalı ahşap evler biçimde zaman içinde oluşmuştur.

Çeşmenin bugünkü durumu bu şekildedir. Çeşme tamamen yenilenmiş, eski kapının iki tarafına birer kapı daha açılmıştır. Burası Gülhane Parkı’nın girişidir. Yol çok dar olduğu için, evler Topkapı Sarayı’nın duvarlarına yapışık olarak inşa edilmişleridir. Yolun sol tarafında, Ayasofya’nın önce kocaman binası, sonra bahçesi yer alır, sağ taraftaki yüksek saray duvarının önüne de bu dizi tarihi evler sıralanmıştır. İstanbul’un bütün özelliklerini taşıyan, bu cumbalı, kafesli evlerin kimisi iki kimisi üç katlıdır. Soğukçeşme Sokağı, doğu ucundaki Ayasofya’nın rokoko uslubundaki kuzeydoğu kapısı ve biraz daha ötedeki Bab-ı Hümayun’la vurgulanır. Bab-ı Hümayun’un batısında, Topkapı sarayın önündeki büyük açık alanda yer alan 18. yüzyıl barok III. Ahmet Çeşmesi, Soğukçeşme Sokağı’nın başını daha da iyi tanımlar. Sokağın batı ucunu, padişahların geçit törenlerini denetlediği, Osmanlı baroğu üslubundeki küçük, çokgen bir pavyon olan Alay Köşkü tanımlar. Sokağa ismini hemen oradaki, 1800’e tarihlenen Soğuk Çeşme verir. Son kazılar, sokağın güney ucunun yakınında, olasılıkla Ayasofya’nın kendisi kadar eski bir Bizans sarnıcını ortaya çıkarmıştır. Ayasofya’nın kuzey doğu kapısına bakan yapının içerisindeki Naziki Tekkesi, Soğukçeşme Sokağı’nın sosyokültürel önemine katkıda bulunmuştu.

Soğukçeşme Sokağının ilk kez 18. yüzyılda biçimlendiği tahmin edilebilir. Bu düşünceyi doğrulayan iki kanıttan biri, bugun İstanbul Kitaplığı olarak yeniden inşa edilmiş olan en büyük parsele sahip evin tapusuna ait araştırmada, 18 Şaban 1198 (7 Temmuz 1784) tarihli eski bir alım satım belgesinin bulunmasıdır. İkinci kanıt, sarnıç cephesine monte edilen ve sokağa adını veren çeşmenin yazıtının 1800 tarihini taşımasıdır. Burada tarihi 18. yüzyıldan daha eskiye giden bir yerleşim olsaydı, bir su hayratının da önceden yapılacak olduğu kabul edilebilir.

1840’lı yıllarda Ayasofya’yı restore etmiş olan İtalyan-İsviçreli mimar Fossati Kardeşler’in, Sultan Abdülmecid’e sunduğu albümde yer alan bir litografyası var. Hem mimar hem ressam olan sanatçının Ayasofya minaresinden yaptığı bir resimde sur önünde yer alan evler görülüyordu. 1840′lı yıllarda Ayasofya’yı restore etmiş olan Fossatini’nin, Sultan Abdülmecid’e sunduğu albümde yer alan bir litografyası vardır. Hem mimar hem ressam olan sanatçının Ayasofya minaresinden yaptığı bir resimde sur önünde yer alan evler görülüyordu.

Burada oturan nüfus, karşıdaki Ayasofya ve arkadaki Topkapı Sarayı ile ilgili kişilerdi. Saray kapısı tarafındaki birinci ev Naziki Tekkesi şeyhinin hanesiydi. Zamanla ve özellikle hanedanın Dolmabahçe Sarayı’na taşınmasından sonra bu sosyal dokuda değişim olmuş İstanbul’un orta sınıf tabakasından diğer aileler de ev sayısı sınırlı olan bu iç sokağa yerleşmişlerdir. Bunlara bir örnek, sokağın ortasında Ayasofya’nın aşevlerinden eski kapısının tam karşısına gelen Türkiye’nin 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün doğduğu evdir. Korutürk’ün babası Şura-yı Devlet azasıydı. Yokuş başındaki sarnıç, tavanına yakın hizada toprak ve moloz dolmuş durumdaydı ve oto tamir atölyesi olarak kullanılıyordu.


20. yüzyılın başına kadar, sadece Soğukçeşme Sokağı’nda değil, Ayasofya’nın arkasında ve hatta önündeki meydanda da evler bulunmaktaydı. 20. yüzyıl başında artan trafik nedeniyle meydanda bulunan evlerde ağır tahribatlar olmuş ve bu evler yıkılmıştır. Fakat Soğukçeşme Sokağı bu trafikten etkilenmediği için bugüne kadar muhafaza edilebilmiştir.

Beyazıt Meydanı

Beyazıt Meydanı, İstanbul’da, tarihî yarımadanın merkezinde, kentin ana ulaşım akslarının odağındaki meydan ve çevresindeki semt.
Bizans döneminde kentin en büyük meydanı, Türk döneminde ise bir saray meydanı olan bugünkü Beyazıt Meydanı kent imgesini oluşturan temel öğelerden biridir. Çevresindeki Bayezid Camii’ni ve mahallesini de içine alan Beyazıt semti vardır. Semtin sınırları, Divanyolu yönünde Çarşıkapı ve Kapalıçarşı, güneyde Soğanağa Mahallesi, batıda Aksaray yönünde Hasan Paşa Hanı, Seyyid Hasan Paşa Külliyesi ve İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi ile belirlenen bölge ve Kuyucu Murad Paşa Medresesi’nin sınır oluşturduğu Vezneciler, kuzeyde Eski Saray yani üniversiteyi içine almak üzere Rıza Paşa ve Mercan yokuşlarının başlangıç noktalarıyla tanımlanır.Bir dönem adı HÜRRİYET meydanı diye değiştirilmiştir.

Bakırcılar Çarşısı

İstanbulun özellikle yabancıların dikkatini çeken, bir çarşısı da Beyazıttaki Bakırcılar Çarşısıdır. Şimdiki İstanbul Üniversitesi Merkez Binası bahçesinin doğu ve kuzey duvarları altında bir sıra dükkan halindedir. Burada çeşitli bakır işi levha bakırdan döğme olarak elle yapılmakta ve kazan tencere, kuşhane, sahan, tava, tas, leğen, ibrik, güğüm, bakraç, kova, maşrapa, sini, mangal, şamdan, bakırdan, “gülabdab” olarak satılmaktadır.

Narmanlı Han


Narmanlı Han ya da Narmanlı Yurdu, İstanbul Beyoğlu’nda yer alan tarihi bir bina. 1831 yılında inşa edilmiş olan bina, 1880 yılına kadar Rusya Büyükelçiliği ve ardından 1914′e dek Rus hapishanesi olarak kullanılmış, daha sonra Narmanlı ailesinin mülkü olmuştur. Sonraki yıllarda stüdyo ve konut olarak kullanılan ve o yıllarda Narmanlı Yurdu olarak anılan binada Aliye Berger, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Bedri Rahmi Eyüboğlu başta olmak üzere birçok yazar, sanatçı yaşamış ve çalışmışlardır. Beş ressam tarafından kurulan D Grubu ilk sergisini 1933 yılında Narmanlı Yurdu’nun altındaki Mimoza şapkacısında açmıştır.

Türkiye Ermeni basınının önemli yayın organlarından Jamanak’ın merkezi uzun süre burada bulunmuştur. Günümüzde binada sadece bir noter ofisi bulunmaktadır. 1990′ların başından bu yana Narmalı Han’ın otele dönüştürülmesi için projeler yapılsa da, 11 mal sahibi arasında bir anlaşmaya henüz ulaşılamamıştır. Son olarak noterde 2010 yılı içinde taşınmıştır. 2011 Şubat ayı başında restorasyon için keşif çalışmaları başlamıştır.

1 Mart 2012 Perşembe

Yarımburgaz Mağarası

Yarımburgaz Mağarası, İstanbul’un yaklaşık 22 kilometre batısında, Küçükçekmece Gölü’nün 1,5 kilometre kadar kuzeyinde bulunmaktadır ve Eosen kökenli karstik kireçtaşı oluşumlarının içine oyulmuştur.

Yukarı ve Aşağı Mağara olmak üzere iki bölümden oluşan mağara, doğal özellikleri kadar, içinde bulunan kültürel kalıntılarla da 19. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak jeologların, gezginlerin ve daha sonra da arkeologların ilgisini çekmiştir.
Mağaranın Pleistosen arkeolojisi ile ilgili öneminin anlaşılması, Türkiye’de Pleistosen arkeolojisinin kurucularından olan Ş. A. Kansu’nun çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Daha sonraki dönemde mağara, İstanbul’a yakınlığı dolayısıyla Prehistorya Anabilim Dalı öğrencilerinin hemen hemen her yıl ziyaret ettiği bir yer olmuştur.
İSKİ inşaatı ve mağarada 1986 yılına kadar çekildiği bilinen altı film yüzünden mağaranın yoğun olarak tahrip edilmesi nedeniyle 1986′da mağaradaki arkeolojik kazılar yeniden başlamıştır. Ancak kazı başlayana kadar mağaradaki Geç Antik Çağ ve Bizans çağı yerleşimleriyle ilgili tüm kalıntılar yok olmuş, mağarada doğal olarak bulunan sarkıt ve dikitler de kırılmıştır.

Yarımburgaz Mağarası’ndaki Pleistosen arkeolojisiyle ilgili çalışmalar 1988-1990 yılları arasında üç yıl süreyle gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar sırasında sadece kültür tarihiyle ilgili çalışmalar yapılmamış, ayrıca jeomorfoloji, tafonomi ve arkeozooloji çalışmaları da yapılmıştır. Yarımburgaz kazılarında bulunan maddesel kültür ürünleri, Orta Pleistosen boyunca uzun bir süre boyunca aynı genel kültür çerçevesinde üretilmişlerdir. O dönem insanının düşünce yapısını, ekolojik çevreyle olan ilişkilerini ve doğa ile mücadelesinin kanıtı olan taş aletlerin görünümü kaba ve ilkeldir. Ancak bu aletler işlevseldirler ve planlı olarak yapılmışlardır. Dolayısıyla aletlerin yapımı sırasında teknolojik olarak ne gerekiyorsa yalnızca o yapılmıştır ve gereksiz ayrıntılara zaman ve emek harcanmamıştır.

Yıldız Saat Kulesi (Hamidiye Saat Kulesi)

Beşiktaş Yıldızdaki Hamidiye Camii’nin girişindedir. 2. Abdülhamit tarafından 1884-1886 yilları arasında Sarkis Balyan’a yaptırılmıştır.Yıldız’daki Hamidiye Camii bahçesinde bulunması nedeniyle de Hamidiye Saat Kulesi adıyla da anılan Yıldız Saat Kulesi, 1889-1890 yılları arasında yaptırıldı. Gelişmiş uzun boylu ağaçlar arasında göz zevkini okşayan bir mimariye sahip olan kule, üç kattan oluşuyor. Yukarı çıkıldıkça küçülen katları arasında Barometre ve termometre bulunan sekizgen planlı kulede, saat odası üçüncü katta yer alıyor. Zirvesinde rüzgar gülü taşıyan Yıldız Saat Kulesi, oldukça süslü bir çatıyla kaplı…

Güneş Saati ( Mihrimah Sultan Camii )

İstanbul’daki dikey güneş saatleri Murat Paşa, Fatih, Sultan Selim, Sultan Ahmet, Beyazıt, Süleymaniye, Ayasofya camilerinde bulunur. Bu saatlerin çoğunda cami duvarına doğrudan çizilmiş bulunan işaretler silinmiş, çubuklar kopmuş, eğritmiş ya da düşmüş haldedir. İstanbul’daki en güzel dikey saat Üsküdar’da Mihrimah Camiinde bulunur. Mermer bir levhaya çizili ve duvara demir tırnaklarla tutturulan saatin sağ alt köşesinde Muvakkit Derviş Yahya Muhittin tarafından yeni Merkez Camiinde kullanılmak üzere 1183 (1770) senesinde yaptırılığı belirtilmektedir. Kadranın üst tarafında “Eser-i Saitzade Mehmet Arif Elmemur bi Hizmetül Evkat” başlığı yer almaktadır. Bu saat, Sultan 1. Abdülhamit’in inşa ettirdiği Beylerbeyi Cami Muvakkithanesinde bulunmaktayken, sonraları İskele Camii de denen Mihrimah Camii’nin duvarına yerleştirilmiştir. Yatay çubuk 1970′de yenilenmiş ancak kutup eksenine paralel çubuğun yeri belli olmakla birlikte takılmamıştır.

Havacılık Müzesi

Yeşilköy’dedir. Türk havacılığının gelişmesi teması üzerine kurulmuştur.I. Dünya Savaşı sonunda, en eskisi 1912 yılına ait olmak üzere muhtelif milletlere ait tayyareler ile hangarlarda 1. Dünya Savaşı devamınca Almanlar tarafından yapılan her tip tayyareden bir, iki ve üçer adet bulunması Hava Kuvvetleri Müfettişliği’nce bir hava müzesi kurma kararı alınmasına neden olmuştur. Düşmandan ele geçirilmiş ganimet uçakların da aynı amaçla toplatılmasına başlanmıştır. Ancak müze için toplanan bu uçakların, Kurtuluş Savaşı’nda zarar görmemesi için Kartal Maltepe’ye götürülmesi düşünülmüş, fakat taşıma sırasında uçakların bir kısmı büyük ölçüde hasar görmüştür. Bu hasarlar ile Kurtuluş Savaşı’nda meydana gelen uçak kırımları, hava müzesi kurma fikrini geciktirmiştir.

1960 yılında zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Hv.Org. İrfan Tansel’in direktifiyle Türkiye’de Hava Müzesi kurma fikri gündeme gelmiş ve bu amaçla 1963’te yayınlanan bir emirle Hava Kuvvetleri ve diğer birliklerde kullanılan uçaklardan birer adedinin korunması istenmiştir. Sürdürülen çalışmalar sonucu 1966 yılında Hava Müzesi Teşkilatı oluşturulmuş ve 15 Mayıs 1971 yılında İzmir Cumaovası Sivil Havaalanında Türkiye’nin İlk Hava Müzesi açılmıştır.
Açılışında büyük ilgi görmesine rağmen, şehir merkezine uzaklığı ve ulaşım zorlukları nedeniyle istenilen seviyede ziyaretçilerin ilgisini çekemediğinden Hava Müzesi için yeni yerleşim alanı arayışına girilmiştir. Cumaovası pistinin onarımı, meydanın eğitim uçuşları için geliştirilmesi ve sivil hava trafiği için de bu meydandan faydalanılması kararı iskan ve yerleşme açısından yeni problemler doğurmuş olduğundan Hava Müzesi’nin daha uygun bir yere nakli zorunlu hale gelmiştir.

Hava Müzesi, İzmir-Cumaovası’nda 1978 yılına kadar faaliyetine devam etmiştir. Yapılan inceleme sonucunda mevkii, ziyaretçi potansiyeli, geliştirme ve idame kolaylıkları, ilk hava birliğinin kurulduğu yer olması ve taşıdığı tarihi önem de dikkate alınarak, Hava Müzesi için en uygun yerleşim alanının Hava Harp Okulu’nun da yakınında konuşlanmış olduğu İstanbul-Yeşilköy’de bulunan Askeri Havaalanının bitişiğindeki alanda konuşlandırılması kararının alınması fikrini güçlendirmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı yeni Hava Müzesi binası inşaatına 1977 yılında başlanmış, 1983 yılında tamamlanmıştır. Modern müzecilik anlayışı içerisinde, 2.365 m²’si kapalı, 12.000 m²’si açık sergileme alanlarını kapsayan toplam 65.000 m² alan üzerine kurulmuş olan Müzenin iç mimarisi ve dekorasyonu İstanbul İl Kültür, Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ile Mimar Sinan Üniversitesi’nden teknik eleman ve uzmanlarınca gerçekleştirilmiş ve 16 Ekim 1985’te Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Halil SÖZER tarafından ziyarete açılmıştır.

Esma Sultan Yalısı


Geçmişi 18. yy’a uzanan Esma Sultan Yalısı adını I. Abdülhamid’in kızı Esma Sultan’dan (1778-1848) alır. Ortaköy’deki yalı kendisine tahsis edildiğinde Esma Sultan 10 yaşındaydı. Bu yapı o zamana dek Tırnakçı Yalısı olarak biliniyordu. 1915′e kadar Osmanlı Hanedanı’nın mülkiyetinde kalan yalı, 1920′lerden büyük bir yangın geçirdiği 1975′e kadar depo olarak kullanıldı. 1990′lı yıllarda The Marmara tarafından satın alınmıştır.

Sadece binanın dış duvarlarını ihtiva eden harabe, 1990 yılında Marmara Otel zinciri tarafından satın alınmıştır. Proje Müellifleri Mimar Prof.Dr. Haluk Sezgin ve Mimar Philippe Robert tarafından bir yenileme ve ilave dizaynlarını takiben yalı, 2001 yılında çok amaçlı buluşma yeri olarak açıldı. Orijinal tuğla dış duvarların içine çelik ve cam yapı birleştirildi. Yapı bar, restaurant ve muhtelif seviyede salon içerir. Yapı 2226 m² lik bir alan içinde yer alır. Zemin katı 31,5 m genişliğinde, 27 m uzunluğunda ve 3,80 m yüksekliğindedir. İkinci kat ile birleşen ilk kat 31,5 m genişliğe, 31 m uzunluğa ve 6,80 m yükseklikliğe sahiptir.

Esma Sultan Yalısı, Marmara Otel zinciri tarafından çeşitli toplantılar ve konferanslara hizmet vermek amacıyla çalıştırılmakta olup, tarihi atmosfer içinde bahçesinde 1.000 kişiye, zemin katında 180 kişiye ve birinci katında 330 kişiye yemekli hizmet vermektedir. Bahçede 3.000 kişiye, zemin katında 300 kişiye ve giriş katında 600 kişiye resepsiyon imkânı vardır. Ayrıca İstanbul Uluslararası Caz Festivali ve İstanbul Uluslararası Müzik Festivali’ne ev sahipliği yapar.

ORTAKÖY CAMİİ

Cami, Sultan Abdülmecit tarafından Mimar Nigoğos Balyan’a 1853 yılında yaptırılmıştır. Oldukça zarif bir yapı olan cami Barok üslubundadır. Boğaziçi’nde eşsiz bir konuma yerleştirilmiştir. Bütün selatin camilerinde olduğu gibi harim ve hünkar bölümü olmak üzere iki kısımdan oluşur. Geniş ve yüksek pencereler Boğaz’ın değişken ışıklarını caminin içine taşıyacak biçimde düzenlenmiştir.

Merdivenle çıkılan yapının tek şerefeli iki minaresi vardır. Duvarları beyaz kesme taştan yapılmıştır. Tek kubbenin duvarları pembe mozaiktendir. Mihrap mozaik ve mermerden, mimber ise somaki kaplı mermerden yapılmıştır ve ince bir işçiliğin ürünüdür.

AZAPKAPI SOKULLU MEHMET PAŞA CAMİİ


İstanbul'da Unkapanı köprüsünün Galata ayağının dibinde, Azapkapı semtinde yer alan camidir. Mimar Sinan tarafından 1578'de Sokollu Mehmet Paşa adına yapılmıştır. Selimiye Camii stilinde yapılmış olan caminin altı mahzendir. Denize yakın camiler içinde sağlam temellidir. Giriş kapısı köprü tarafında olup caddeden gelinen bir patikadan dönülerek girilir.

Camilerde alışılmışın aksine tek minaresi solda yer almaktadır. Bunun nedeni denize fazla yakın olmasıdır. Avlusu yoktur. Son cemaat yerine iki yönden merdivenlerle çıkılır. Dikdörtgen planlı caminin mihrabı çıkıktır. Ana kubbe, sekiz kemere dayanır. Yan sofaları revaklı kat oluşturmaktadır.

VALENS (BOZDOĞAN) KEMERİ

Kemeri İstanbul Saraçhane'dedir. Yapımına I. Constantinus döneminde (306-337) başlanmış, 378'de İmparator Valens tarafından tamamlanmıştır. Alibeyköy'den gelen içmesuyunu kente taşıyordu.İki sıra kemerden oluşmaktadır. Bir kilometre uzunlukta iken bugün 800 metrelik bir bölümü ayakta kalmıştır.

ÇEŞMELER

Sultanahmet Çeşmesi (III. Ahmet Çeşmesi)











Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümayunu önündeki III. Ahmet Meydan Çeşmesi (1729) dört köşesinde sebiller ve cephelerinin ortasındaki çeşmelerle simetrik düzenli bir yapıdır. Zengin ve renkli dekorasyonu, taş ve bronz işçiliği, geniş saçaklarıyla Lale Devri’nin en karakteristik anıtlarından biridir.



Tophane Çeşmesi


Tophane Meydanı’ndaki çeşme 1732’de I. Mahmut tarafından Hassa Başmimarı Mehmet Ağa’ya yaptırılmıştır. Rokoko tarzı cephe süslemeleri ilgi çekicidir.





Beykoz İshak Ağa Çeşmesi



İstanbul’da Beykoz ilçesindedir. Türkiye çapında en güzel çeşme anıtlarımızdan birisidir.









Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi



1732’de Sultan I. Mahmut tarafından annesi Saliha Sultan adına yaptırılmıştır.










Ayazma Çeşmesi

Üsküdar’da Ayazma Camii avlusundadır. 18 yüzyılda III. Mustafa tarafından yaptırılan çeşme devrin mimari özelliklerini taşır.




Üsküdar III. Ahmet Çeşmesi

Üsküdar’da iskele meydanında yer alır. 1728 yılında yapılmıştır. Ahşap çatılı ve dört yüzlü bir meydan çeşmesi olup, mimarlık, hattatlık, taş işçiliği ve şiir sanatının bir şaheseridir.






Göksu Çeşmesi


Sultan III. Mustafa’nın eşi ve III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan tarafından yaptırılmıştır.

SİNEGOGLAR

Neve Şalom Sinagogu

Galata’da Büyük Hendek Caddesi üzerindeki Sinagogun adı “Barış Vahası” anlamına gelmektedir. 25 Mart 1951 tarihinde açılışı yapılan bu sinagog, halen İstanbul’un en modern ve görkemli sinagogu olup, düğün, bar, mitzva (ergenlik töreni) ve cenaze gibi bir çok dini törene veya Hahambaşılık İs’ad törenlerine sahne olmuştur.



Yanbolu Sinagogu

Makedonya’nın Yanbolu Kasabası’ndan göç edenlerin kurup, adını verdikleri Balat’taki sinagog, yörenin halen hizmette olan ikinci tarihi Musevi yapıtıdır. Sinagogun toprak boyalı tavan tezyinatındaki tabloların Yanbolu Kasabası’nı resmettiği ifade edilir.
İtalyan Sinagogu

İtalyan Sinagogu

Galata’da Şair Ziya Paşa yokuşu üzerindedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan, özellikle İtalyan ve Avusturya tebaalı Musevilerin kurduğu bu sinagog, 1886 yılında hizmete girmiştir. Gotik stilde cephesi ve mermer merdivenleri ile görülmeye değer bir sanat eseridir.



Aşkenazi Sinagogu

Sayıları 1.000’in altına düşen Aşkenaz ritine mensup Musevilerin, bir zamanlar İstanbul’da bulunan birkaç sinagogundan halen hizmette kalan tek sinagogdur. Galata’da Yüksek Kaldırım Caddesi’nde bulunan sinagog, Avusturya kökenli Aşkenazlar tarafından yaptırılmış olup, Avrupa stili cephesi ve Polonya etkili tahta pagoda stilindeki Ehal ve Teva’sı (dua kürsüsü) ile geleneksel Seferad ve Romaniot sinagoglarından farklı bir görünüm arz eder.



Zülfaris Sinagogu

Galata’da bulunan ve 17. yüzyıldan beri mevcut olan bu sinagogun bugünkü binası 19. yüzyıla aittir. Neve Şalom Sinagogu inşa edilmeden önce bir çok dini törenin icra edildiği bu sinagog, birkaç yıldan beri fiili hizmette bulunmamaktadır. Ancak, 1992 yılı kutlama etkinlikleri programı içinde sinagogun dini yapı kimliği kaybedilmeden “500 Yıllık Huzurlu Yaşam Müzesi’ne” dönüştürülmesi kararlaştırılmıştır.
Ahrida Sinagogu


Ahrida Sinagogu

Balat'ta bulunan sinagog Makedonya'nın Ahri kasabasından göç edenler tarafından 15. yy.da kurulmuştur. Gemi pruvası şeklindeki Teva'sı (dua kürsüsü) bazılarına göre Nuh'un gemisini, bazılarına göre de Sefarad göçmenlerinin İspanya'dan Osmanlı limanlarına getiren Osmanlı kadırgalarını simgeler. 500 yılı aşkın bir süre, sürekli hizmet veren Ahrida sinagogu birkaç kez yanmış ve yeniden inşa edilmiş veya tamir görmüş olup 500 yıl etkinlikleri programı çerçevesinde rastlanabilen en eski görünümü olan Lale Devri barok stilinde restore edilmiştir.

BEYLERBEYİ SARAYI

Boğaziçi köprüsü Asya kulesinin dikili olduğu Beylerbeyi Bizans’tan beri saraylara tahsis edilmiş güzel bir semttir. Beylerbeyi sahil sarayı 1861-1865 yıllarında, eski ahşap bir sahil sarayının yerinde Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılmıştı. Cephe ve iç dekorasyonda Doğu ve Türk motifleri, Batı süs öğeleri ile birlikte kullanılmıştır. 3 katlı yapı harem ve selamlık bölümlerini ihtiva eden 26 oda ve 6 salondan ibarettir. Otantik mobilyalar, halılar, perdeler ve diğer eşyalar olduğu gibi korunmuşlardır. Denize bakan cephe süsleri, bakımlı bahçe ve orta bölümdeki havuzlu salon ile spiral merdivenler dikkat çeken yerlerdir. Arka yamaçta bir büyük havuz, teraslar ve türünün güzel örneği at ahırları yer almıştır. 1970 li yıllara kadar kullanılan eski ana yol bir tünel iler saray bahçesinin altından geçerdi. Sahilde iki küçük seyir köşkü bulunan sarayda devlet misafirleri de ağırlanırdı. Müze- saray yıl boyu ziyarete açıktır.



YILDIZ SARAYI

Yıldız Sarayı Boğaziçi’ne hakim tepeler ve vadileri kaplayan geniş alan üzerine serpiştirilmiş, yüksek duvarların çevrelediği avlular içerisinde köşkler, bahçeler kompleksidir. İstanbul’un bu ikinci büyük sarayı günümüze değişik hizmetlere ayrılmış, bölünmüş durumu ile gelmiştir. Hep saray kullanımında olan 500 bin metre karelik koruda 19 yy. başlarında yapılan ilk köşkü diğerleri takip etmiş ve Sultan II. Abdülhamit’in şüpheci şahsiyeti buraları daha emniyetli kabul edince, şimdiki halinde gelişmiştir. Sultan 33 yıllık saltanatında, şehir içinde şehir gibi olan bu korunaklı sarayı resmi dairesi ve haremi olarak kullanmıştı. Geçit ve kapılarla ayrılmış avlularda köşkler, havuzlar, seralar, kuşhaneler, atölyeler ve hizmetli binaları yer alırdı. İki ana girişi yanında birer küçük ve şirin camii bulunur. Zaman içerisinde Harp Akademileri için kullanılan binalar boşaltılmış, kuzey sınırındaki askeri tesisler halen aynı maksatla kullanılmakta, diğer bölümler ise Yıldız Teknik Üniversitesi, Belediye, Milli Saraylar idaresi, İslam Tarihi Sanatları ve Kültürleri Araştırması Organizasyonuna tahsislidirler.
 

Saray bahçelerinin büyük bölümü eski köşkleri ve meşhur porselen fabrikası ile Yıldız Parkı adı altında halka açıktır. Sahildeki Çırağan Sarayına da buradan geçen bir köprü ile bağlantılıdır. Kompleksin en tanınan yapısı Şale Köşkü’ne de bu parktan ulaşılır. Bakımlı bahçeleri, Alpin av köşklerine benzeyen dış mimarisi, zengin mobilya, dekorasyon, halı ve büyük boyutlu seramik sobaları ile önemli bir müzedir burası. Beşiktaş’ın üst kesimlerinden Yıldız Sarayı ana girişine varılır. Giriş soldaki Muayede köşkü yeni bir müze olarak tamir ve tanzim edilmektedir. Yine sol tarafta Sultanın misafirlerini ağırladığı tek katlı Çit köşkü ve harem girişi, karşıda da görevli subayların ofisleri, Yaveran dairesi bulunur. Harem bölümündeki sera ve tiyatro türlerinin en çarpıcı örnekleridirler. Giriş sağ tarafında personel yemekhanesi iken sonradan silah koleksiyonları sergilenen bölüm, günümüzde sergi ve konserlere tahsis edilmiştir. Yıldız Sarayı Müzesi ve İstanbul Belediyesi Şehir Müzesi de buradadır. Eski marangozhane binasında 1994 yılında tesis edilen Saray müzesinde oyma ve dekorlu ahşap eserler, tahtlar, buradaki özel fabrikada imal edilmiş çeşitli porselen, sarayla ilgili dekoratif objeler sergilenmektedir. Yan taraftaki Şehir Müzesinde ise cam, porselen, gümüş eserler, İstanbul tabloları ve türünün ender örneklerinden bir 16 yy. kandili sergilenmektedir.